www.RiceDude.com

30.1.09

İyi de neden böyle olduk ?

       Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.

       Hatta babanım bile anahtarı yoktu. Annem evimizin bir parçası

       gibiydi,hep evdeydi.

       Heryere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu

       ki.

 

       En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.

       Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.

       Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.

       Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya

       yürüyerek gelirdik.

       Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.

       Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile

       dalardık.

       Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek

       arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.

       Mahallemizdeki teyzeler annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerine su

       içerdik.

       Ya da pencereden bir sürahi bir bardak uzatır, hepimiz aynı

       bardaktan kana kana içerdik.

       Kısacacı evine girip gelen ( ki sadece çişi gelen giderdi evine )

       elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.

       Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.

       Bu bazen bir kurabiye bazen bir meyve olurdu.

 

       Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın

       üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.

       Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.

       Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştılırdık. Polisler gelmezdi

       kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.

       Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz, onlar nedir

       bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan

       çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.

       Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.

       Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.

       Azar işitip, acillere taşınmazdık. Düşerdik ekmek çiğner basarlardı

       alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.

 

       Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.

       Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki. Komşumu tanımıyorum ama evinin

       camında,

       temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.

       Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.

       Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece ; bilmem kaç kuruş

       hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.

       Evlerimiz var içinde yaşayan yok. Parklarımız var içinde oynayan

       çocuk yok.

       Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl

       vitrinler, girip çıkan yapay insanlar...

       Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..

 

       Tahta iskemlelerimiz de oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye

       hatırını soran çocuklarımız yok oldu.

       Ben kapılarında ' vale ' lerin, ' bady ' lerin beklediği yerlerden

       hep

       korkmuş çekinmişimdir.

       Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini

       bitiremediği

       arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.

       Benim değildir bu kültür.

       Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.

       Nedir bunlar?

       Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.

       Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.

       İyi de neden böyle olduk ?

       Biz mi istemiştik


 

 

Hiç yorum yok:

www.RiceDude.com